9 Temmuz 2016 Cumartesi

Gelecekte Seyahat

Neredeyse kendi kendine giden bir otomobil… Mercedes-Benz'in yeni lüks sedanı ile geçireceğiniz bir gün, akıllı teknolojinin zamanımızın yol deneyimini nasıl tanımladığını ve olağanüstü kolay bir sürüş hissini nasıl temin ettiğinin bir göstergesi olacak.

Bu hissi paylaşmak isteyen Mercedes-Benz editörleri S-Serisi ile birlikte bir yolculuğa çıktılar ve yaşadıkları deneyimi anlattılar:

Nefes kesici siluet, uyumlu hatlar.
 Bu otomobilin meraklılarının ilgisini çekeceği öylesine belliydi ki… İzin isteyip fotoğraf çektiren gençler bile oldu. Benzin istasyonunda otomobile bindiğim sırada takdirle beni süzen daha yaşlı erkekler de… İtiraf ediyorum, keyifli bir andı. Yine de şöyle bir durumla karşılaşmayı hiç beklemiyorduk. Bir kahve almak için sadece 15 dakikalığına gidip, döndüğümüzde sileceğin altında bir kartvizit bulduk. "Nakit! İsterseniz hemen, isterseniz daha sonra arayın!" gizemli hayranımız park alanındaki onlarca otomobilin arasından bizimkini seçmiş. S-Serisi Mercedes-Benz'i yarım gün kullandıktan sonra onu satmayı aklımdan bile geçirmezdim, yani benim olsaydı. Sonuçta bu öylesine bir otomobil değil, mühendisliğin doruk noktası. Basitçe söylersek dünya üzerinde ki en iyi otomobil!


O sabahın erken saatlerinde Münih Havaalanı'ndan yola çıkmıştı. Görevimiz, otomobili Orta Avrupalı bir sürücünün normal bir günde karşılaşacağı deneyimleri yaşatmak. Gün içerisinde listemizdeki maddeleri teker teker işaretliyorduk. Münih civarındaki otoyolda yavaş seyir: Tamam! Havalimanı ile şehir arasındaki yüksek hız: Tamam! Islak yapraklar, çalı çırpıyla kaplı köy yollarında, dar virajlarda dolana dolana gitmek: Tamam ve tamam! Sırada, park yeri ararken seçilen kafa karıştıracak kadar birbirine benzeyen caddelerle dolu banliyöler.

Yukarıda anlattığım 'hepsi bir arada testi' sürüşümüze girişmeden önce S-Serisi'nin çevresinde, ona hak ettiği hürmeti gösteren bir tur atıyoruz. Bizi uzun, coupé benzeri bir siluet ve insanın yüzünü güldürecek kadar uyumlu hatlar karşılıyor. Araca binmeden önce S350 Blue TEC beni ön göremediğim bir ikileme sürüklüyor. Doğrudan direksiyona mı geçmeliyim yoksa önce arka koltuklardan birine mi yerleşmeliyim? Sınırsız lüks mü sürüş tutkusu mu: Yolcu mu Sürücü mü? Aslında kolay bir seçim oluyor, aracın sürüş yeteneklerini keşfetme arzum konforun çekimine üstün geliyor ve yola çıkıyoruz. O andan itibaren geleceğin içinde seyahat etmeye başlıyorum; bu yolda ve bu direksiyonun başında…


Diğer araçlar gibi otobandaki sabah trafiğinde dur-kalk ilerliyoruz. Yine de bu dur–kalklar içimdeki yarı bağımsız sürüşte bir devrimin öncülüğünü üstlendiğimiz hissini engelleyemiyor. Benim işim sadece direksiyonun arkasında keyfime bakmak, otomobil çoğu işi kendi yapıyor: Direksiyonu çevirme, fren, tekrar hız verme… Dikiz aynasına bitişik stereo kameralar ile tamponun arkasındaki ultrason ve radar sensörler bana yorulmak bilmez, dikkati dağılmaz, her daim nesnel yardımcı pilotlarım olarak eşlik ediyorlar. Gözlerini dört açmış, her an aracın her tarafını tarıyorlar. S-Serisi'nin içindeki bir düzineden fazla küçük elektronik yardımcı, sürücünün üzerindeki stresi azaltmak için çalışıyor. Üstelik gideceğimi yere vardığımızda otomobil tabii ki kendi kendine park edecek! Yardımcı sistem bize 'dadılık' yapıyormuş gibi gelmiyor hiç, sadece işini bilen, emin ellerde olduğumuzu hissediyoruz. Şehir sınırını arkamızda bırakırken tam seyir moduna kilitleniyoruz