21 Eylül 2016 Çarşamba

FED Öncesi Piyasalar

Ekonomik Takvim
Saat
Ülke
Veri
Dönem
Beklenti
Önceki
04:30
AUD
Para Politikası Toplantı Tutanakları
04:30
AUD
Konut Fiyat Endeksi (çeyreklik) (2. Çeyrek)
2,5%
-0,2%
09:00
EUR
AlmanyaÜretici Fiyat Endeksi (ÜFE) (Aylık) (Ağu)
0,1%
0,2%
15:30
USD
Konut Başlangıçları (Ağu)
1,191M
1,211M
15:30
USD
İnşaat Başlangıçları (Aylık) (Ağu)
-1,7%
2,1%
15:30
USD
İnşaat İzinleri (Ağu)
1,170M
1,144M
15:30
USD
İnşaat İzinleri (Aylık) (Ağu)
2,5%
-0,1%
23:30
USD
API Haftalık Ham Petrol Stokları
1,44M
EURUSD Paritesinde Bugün
Temel Görünüm

Yarın açıklanacak FED faiz kararı öncesi piyasalarda yatay hareketler gözleniyor.Piyasalarda FED`in yarın faiz artırma ihtimali 20,0% seviyelerinde.Buna rağmen piyasalar acaba FED faiz artırır mı noktasında soru işaretlerini ciddi biçimde barındırıyor.Bu soru işareti de fiyatlamalara yansıyor.

Bugün piyasalarda takip edilecek tek ve en önemli veri ABD İnşaat izinleri verisi dikkatle takip edilmeli.

Teknik Görünüm

EURUSD Paritesinde ilk destek seviyesi 1.1124,kırılması durumunda ise ikinci destek seviyesi 1.1042 takip edilebilir. Yukarı yönlü hareketlerde ilk direnç seviyesi 1.1216,geçilmesi durumunda ise ikinci direnç seviyesi 1.1298 izlenebilir.Paritede satış baskısı hakim.Günlük grafikte 1.1200 seviyesinni altında kalması satışları devamını getirebilir.Yükselişlerde satış fırsatları doğabilir.

Destek-Direnç Seviyeleri

1.Destek:1.1124 1.Direnç:1.1216

2.Destek:1.1042 2.Direnç:1.1298
 
 

 
 

7 Eylül 2016 Çarşamba

Dongle

makinanin arkasinda uygun bi yere takilip program calistirmaya izin veren bi cisim.
bilgisayarın portlarından birine takılarak kopya koruması sağlayan hardware. çalışma prensibi basittir bu donanıma bir veri yüklenir örneğin "astalavista", program dongle'ı sorgular bu veriyi alırsa çalışır. 3ds max 3' te bu yöntemle kopya koruması sağlanmaya çalışılmıştı fakat başarılı olunamadığı için 4 ve 5 te kullanılmadı. maliyeti yaklaşık 3 dolardır.
İngilizce yazım
A dongle is a small piece of hardware that connects to another device to provide it with additional functionality. In relation to computing, the term is primarily associated with hardware providing a copy protection mechanism for commercial software—in which the dongle must be attached to the system that the software is installed on in order for it to function.

The term "dongle" is also associated with similar devices meant to provide additional forms of wireless connectivity to devices (such as Wi-Fi or Bluetooth support), often over USB connections, as well as small form factor digital media players (such as Amazon Fire TV Stick, Chromecast, and Roku Streaming Stick) and personal computers (such as Chromebit and Intel Compute Stick) meant to plug directly into an HDMI input on a television.
1 Examples of dongles
1.1 Copy protection
1.2 Copy protection circumvention
1.3 Small peripheral appliances
1.4 Adapters
1.5 Adapters For the MacBook
1.6 Other
The CD-based parts catalog (known as "ETKA") used by Volkswagen Group used since 2000 requires a coded dongle be plugged into a host computer's port in order to run.
Some professional digital audio workstation packages on the Atari TOS platform required the presence of the supplied dongle in the computer's cartridge port in order to run. Steinberg's Cubase range and C-Lab's Creator and Notator packages frequently send data to the dongle, which sends a response determined by the electronics inside the cartridge.
(The additional expense of producing the dongle was justified by the high purchase price of the software (hundreds of British pounds) and the tendency for unprotected software to be subject to piracy. To ensure compatibility with MIDI and other audio expansion units that also occupy the single cartridge port, some dongles had a pass-through connector to accommodate them. Some expanders were also designed with backplane sockets to host the different dongles unique to a specific set of packages. Eventually, software pirates were able to circumvent the dongle scheme by modifying the program's binary to accept simulated dongle responses, at the expense of stability and performance.)

Google Sırları

Google görsellerine "241543903" sayılarını yazdığınız taktirde kafasını buzdolabına sokmuş insanlar çıkmakta.
Google`a `mentalplex` yazdığınızda ise Google'ın eski zamandaki yani 2000 yılında ki hali çıkıyor.
Google'a `zerg rush` yazarsanız bir anda ekranınızda `0`lar çıkacak ve Googleekranındaki her şeyi yemeye başlayacaklar. Sizde mouse ile onlara tıklayarak yok edebileceksiniz.
Google`a `do a barrel roll` yazdığımızda ne olduğunu merak ediyor musunuz? Öyleyse deneyelim.
Do A Barrel Roll: İnternette arama yaparken sanki bir savaş uçağındaymışçasına bir his veriyor. "do a barrel roll" yazdığınızda tüm sayfanın döndüğünü göreceksiniz
Google`a hergün birçok garip ve gülünç sorular sorulmakta.`What is the loneliest number` (en yalnız sayı hangisi) yazdığınızda Google`ın hesap makinesi, size "1" cevabını verecektir.
Google`da `Askew` veya `tilt` aramalarını yaptığınızda, sayfanın biraz yana eğilimli olduğunu göreceksiniz.
`Google gravity` yazın ve "Kendimi şanslı hissediyorum" düğmesine basın. Sayfadaki tüm öğelerin yerçekimine kapıldığını göreceksiniz.
Dilerseniz mouse ile bu öğe yığınlarıyla oynayabilirsiniz.
Recursion: `Kendini sonsuz olarak tekrar etme` anlamındaki bu sözcüğü arattığınızda, Google size aynı aramayı yapmanızı öneriyor.
Pig Latin Google cümlesini arattığımızda bozuk latince kullanan Google`a erişmek mümkün. Bu adresten ise Google`ı Latince, Korsan ve Klingon dillerinde yapılandırmanız da söz konusu.

Yazıyla hipnoz etme sanatı

Facebook'ta, twitter'da paylaştığınız bir ileti, cep telefonundan attığınız bir sms, gönderdiğiniz bir e-posta hipnotik olabilir mi? evet!
 Hipnotik yazım nedir? Okuyucunun beyninde zihinsel imajlar uyandıran söz kalıplarına hipnotik yazım deniyor. Kelimelerle, okuyucunun beynine zihinsel imajlar yerleştiriyoruz.

● Nasıl kelimeler bunlar? Okuyanın hayal edebileceği, görüp koklayabileceği kelimeler olmalı. Yani 5 duyuya hitap ederek imajinasyon yaptırmalı. Görme, duyma, dokunma, koklama ve tat alma duyularını harekete geçirmeli. Şıkır şıkır, şarıl şarıl, masmavi, mis gibi, takır takır, çıkmaz sokak, duvara toslamak gibi söz kalıpları, anlatılan olayın 5 duyuyla hayal edilebilmesini sağladığından hipnotiktirler. Mesela, "bardaktan boşalırcasına yağmur yağdı" cümlesi "bilmem kaç metre küp yağmur yağdı" demekten 10 kat daha etkilidir. Bifteği değil cızırtısını anlatmalısınız.

Çok Hızlı Hipnoz Elde Etme Tekniği

Bilinen yavaş indüksiyon teknikleri için - örneğin relaksasyon indüksiyonu- hazır CD ler bile mevcut. Bunları dinlediğiniz zaman, bilinciniz belli bir zaman sonra yoruluyor ve ister istemez hipnoza doğru yol alıyor. Ama uykuya düşme tehlikesi mevcut. İkinci yetersizliği derin hipnoz elde etmek. Hafif ve orta düzey hipnozlar ne işe yarar?
Derin hipnoza giderken geçilen kademeler olması dışında bir işe yaramazlar. Hipnotik fenomenler somnanbulizm elde edilmeden ortaya çıkmaz. Bilinçaltı telkinlere açık hale gelmez.
Hafif ve orta hipnoz ancak stresten kurtulmak isteyen, belli bir süre gevşeme elde etmek isteyen, kendi kendine alışkanlık değişikliği yapacak olanlar için yararlı olabilir.
 
Hızlı indüksiyonlara en güzel örnek Dave-Elman tip indüksiyondur.
4 dakikanın altında indüksiyon yaratır. Derin hipnoz elde edilir.
 
Ama çok hızlı, anlık indüksiyon dediğimiz zaman saniyeler içinde derin hipnoz elde etmekten bahsediyoruz.
 
Hızlı indüksiyonlara en basit örnek duygulara bağlı elde edilen hipnoz olabilir. Hasta bir olayı anlatırken, duygusal olarak etkilendiği bir olayı, ya da onu rahatsız eden bir olayı, bir anda kapa gözlerini ve bu duyguyu ilk yaşadığın olaya git dediğimiz zaman otomatik olarak regresyon başlar.
Bunu kullanmak biraz daha deneyim gerektiren bir durumdur.
Ama esas çok hızlı indüksiyon tekniği hand-drop dediğimiz el düşürme tekniğidir.
 
***BİR İNSANI HİPNOZA SOKMAK İÇİN HİÇ RELAKSASYONA GEREK YOKTUR�
*** critical faktörü by-pass etmek yeterlidir.
 
NASIL UYGULANIR?
-son derece basit bir teknikle..
Çok basit olduğu için uygulayan kişide bile acaba hipnoz oluştu mu? Endişesi bırakır. Ama oluşmaması için bir neden yoktur.
 
- Önce mental expectancy dediğimiz durumu yaratırız. Kişiye ne yapacağımızı ve ondan ne beklediğimizi anlatırız.
- Şimdi benim şurama dikkatle bak (alında bir yer).. gözlerini kırpma.. elini elime koy. Ben bir iki üç dediğim zaman kuvvetle elime bastıracaksın. Gözlerini kapatmanı istediğim zaman kapatacaksın. Uyu talimatını alınca tüm sinir sistemin ve kasların bir anda gevşek, uyuşuk, cansız hale gelecek. Anlaşıldı mı?..
- 1,2,3 bas, bas, göster gücünü, bas bas..
- göz kapaklarını ağırlaştır.. göz kapakların yorgunlaşıyor.. ağırlaşıyor.. kapat gözlerini.. bas .. kuvvetle�
- ve aniden elinizi onun elinin altından çektikten hemen sonra kuvvetle � uyu� diyorsunuz. Bu bir şok confusion dediğimiz durumdur. Elinizi çekince, bu anda critical factor bypass edilmiştir ve hızla derin hipnoz sınırına gelinmiştir yani kişi kuvvetli olarak telkine açık bir haldedir ve ilk telkininiz � uyuuuu� oluyor. Bu andan sonra bir şey yapmazsanız birkaç saniye içinde suje hipnozdan çıkar. Bu nedenle bu indüksiyonun en önemli kısmı uyu dedikten sonra başlar.. Hızla konuşmaya devam etmek gerekir.
Konuşunda ne konuşursanız konuşun.
- En çok uygulanan metod.. sujenin başını sağa solla sallarken gevşeme ve derinleşme telkinleri vermektir. 15-20 saniye bu telkinler verildikten sonra eye-lock gibi testler yapılabilir. Hand-drop yaparak vücudun gevşekliği test edilebilir. Ve hızla tedavi yöntemine başlanır.. ( regresyon, gestalt ya da parts gibi.. artık nasıl bir teknik uygulanacaksa.. )
 
- Calvin Banyan bu indüksiyona 8 kelimelik indüksiyon diyor.
 
- ( press on my hand.. close your eyes.. sleep)
 
- Türkçede bu daha da kısalıyor. 5 kelimeye düşüyor. ELİME BASTIR.. GÖZLERİ KAPA.. UYU!..
 
- Evet son derece basit ve etkili bir indüksiyon. Bir indüksiyon ne kadar kısa olursa o kadar etkilidir. Çünkü yavaş indüksiyonlarda bilince sürekli analiz etme zamanı tanırsınız. Söylediğiniz, istediğiniz her şeyi analiz eder. Bu durumda da analitik bilinçleri aşmak güçleşir. Bu indüksiyonda ise analiz etmeye zaman kalmaz. Her şey bir anda olur biter. Özellikle akşamüzeri işten çıkıp tedaviye gelmiş bir şuje yavaş bir indüksiyonda rahatlıkla uykuya dalabilir. Ama hızlı indüksiyon ile onu istediğiniz kıvamda tutabilirsiniz.
 
2. kez yaparken nasıl işler?
Gayet iyi işler. Her ne kadar artık kişi ne yapacağımızı bilse de ne zaman elimi çekeceğimi bilemez. Bu beklentiye geçtiği anda daha ben elimi çekmeden critical factor aşılmaya başlanmıştır zaten.
 
Kaç kere yaparsanız yapın. Suje şaşkınlığın ne zaman geleceğini bilemez.. Bu nedenle indüksiyon her seferinde işler.. (bazen çok yavaş yapabilirsin. Özellikle o sert bir şok bekliyorsa.. )
 
uyarı;
- Kol ve omzunda ortopedik sorunlar olanlar için uygun değildir.
- Ağır kalp hastalarında şok uygun olmayabilir.
- Hastadan dokunma izni almadan uygulamayın..

Mobil Uygulama Güvenlik Denetimi

Şirket çalışanlarının mobil sistemler üzerinden iş süreçlerini yönetme çabaları kurumsal sistem güvenliği anlamında uygulama geliştiriciler için bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. 
Mobil uygulama güvenlik denetimi (Mobile Application Pentest) iOS ve Android platformları için çeşitli simülasyonlar kullanılarak gerçekleştirilmekte ve OWASP Top 10 Mobil Uygulama Güvenlik Denetimi listesini kapsamaktadır.

Mobil Dünyada Genel Kavramlar
Android, iOS Dünyasına Giriş
Mobil Uygulama Güvenlik Denetimleri Başlıkları
Mobil Uygulama Test Araçları
OWASP Top 10 Mobile App Security Denetimi
Statik Analiz İçin Gerekli Bileşenler
 
 

Yıldızlar Hikayenin Başladığı Yere İniyor!‏

Yeteneğin Laneti
İnsan kaynakları alanında çalışanlarla yapacağınız herhangi bir 15 dakikalık sohbette  "yetenekli çalışanları bulmak", " yeteneği elde tutmak", yetenekli çalışanlar için gelişim programı yapmak", "kurumun geleceğinin emanet edileceği yetenekleri memnun etmek"  cümlelerinden birini veya birkaçını duymamanız mümkün değildir. Çünkü Amerikan literatüründen dilimize geçmiş olan "talent war" (yetenek savaşı) iş hayatı profesyonellerinde takıntı durumuna gelmiştir.  Bu kavram doksanlı yıllarda Enron'un gösterdiği düşünülen olağanüstü performansla moda olmuştur. Jeffrey Skilling, Forbes tarafından altı yıl süreyle arka arkaya en "inovatif" şirket seçilen Enron'un CEO'sudur. Skilling, mühendislik eğitiminden sonra Harvard Business School'da ilk yüzde 5 içinde dereceyle mezun olmuş ve okulda arkadaşları arasında "zeki misin? sorusuna verdiği "I am f….ing smart" cevabıyla efsane(!) olmuştur. Kendisi de eski bir McKenzi çalışanı olan Skilling, bütün çalışanlarını McKenzi'nin üstün yetenek havuzundan seçmiştir. Enron'un yönetim politikası, okullarından yüksek başarı ile mezun olan üstün yetenekleri işe almak, onlara yeteneklerini ispat etmeleri için yüksek hedefler vermek ve hedefi gerçekleştirenleri de "cömertçe" ödüllendirmektir. Bunun sonucunda altı kez arka arkaya en yaratıcı şirket olan Enron'un, 2000 yılında ulaştığı ciro 111 milyar dolardır. 2 Aralık 2001 yılında Enron'un "yaratıcı kurumsal dolandırıcılık" suçlamasıyla resmen iflas etmesi üzerine yirmi bin çalışanı işsiz kalmış, emeklilik fonları sıfırlanmış, yatırımcılarının hisseleri sıfıra inmiş ve dolandırıcılığına ortak olan yüzyıllık Arthur Andersen şirketi de beraberinde faaliyetini durdurmak zorunda kalmıştır.

Enron'un parlak dönemi sırasında, bu başarıdaki payı nedeniyle itibarının zirvesinde olan McKenzi Amerikan iş dünyasına kurumsal başarının sırrının "yetenek"te olduğu fikrini yerleştirmiştir. Amerika'dan dünyaya yayılan modaya göre, sporda ve sanatta olduğu gibi iş hayatında da bazı insanlar, doğuştan iş zekasına sahip olan ayrıcalıklı kişilerdir. Oysa gelişim psikolojisi alanında yapılan araştırmalar, yetenek ve zekaları övülerek yetiştirilen çocukların, yetenek ve zekalarının sınanacağı durumlardan kaçındıklarını göstermiştir. Bu çocuklar yaptıkları hatalardan öğrenmek yerine, başarısız olmaları muhtemel zorlanmalardan kaçınırlar ve daha önemlisi, testlerden aldıkları puanları olduğundan daha yüksek söylerler.1

Yetenek dezavantaja dönebilir

İş hayatındaki gözlemlerim, yetenekli olduğuna ve başarılı olmanın kendi doğal hakkı olduğuna küçük yaştan başlayarak inandırılanların, başarısızlığı kabullenemedikleri yönündedir. Bu kişilerin birçoğunun başarısız olduklarında ya koşulları ya da başkalarını suçladıklarına tanık oldum. Bu yeterli olmazsa, geçmişte puanlarını abarttıkları gibi, yalan söylediklerini, bu da yeterli olmazsa hile yaptıklarını ve başkalarının katkılarını kendilerine mal ettiklerini gördüm. Çünkü bu kişilere göre "yetenekli olmak" ve "zeki olmak" başarı için yeterli özelliklerdir, eğer buna rağmen başarılı olamıyorlarsa, yetenek ve zekaları gölgelenecek ve sorgulanması gerekecektir. Bu can sıkıcı ve kabul edilemez olduğuna göre, kuralları esnetmenin sakıncası yoktur. Ayrıca yine araştırmalar, zeki insanların gerçeği kendi işlerine geldiği gibi ifade etmekte daha başarılı olduğunu ortaya koymuştur (Bazıları buna "yalan" demekte sakınca görmez).2 Bir başka ilginç bulgu da, zeka seviyesi  (IQ) ile iş performansı arasındaki ilişkisinin 0.2-0.3 gibi son derece düşük düzeyde olmasıdır. Bunun en önemli nedeni, eğitim başarısının esas olarak tek başına çalışarak, iş hayatında ise başkalarıyla birlikte ortaya çıkmasıdır.3

Yetenekli olduğuna inanan ve yeteneği kutsama anlayışıyla yöneten bir yönetici de insanları değerleri, gayretleri ve gelişim potansiyelleriyle değerlendirmektense, "zeki olan ve olmayan" olarak değerlendirir ve kendi yönettikleri şirketin misyonunu "en iyilerle çalışmak" olarak tanımlar. Bu tür insanlardan "aptal insanlardan nefret ederim" sözünü duymak çok kolaydır. Bu sözün örtük anlamı "ben zekiyim ve zeki insanları etrafıma toplarım" demektir. Bu insanların birçoğu iş hayatında ilk parlaklıklarıyla aldıkları yolun tükenmesi ve kendilerine atfettikleri değerin karşılık bulmaması üzerine kızgınlık ve küskünlük yaşar ve "anlaşılmadıklarına ve bulundukları iş ortamının kendilerine göre olmadığına" karar verirler. Bu sonuç bir tarihte okuduğum "Tanrı lanetlemek istediği insanlara umut vaat ettiğini söylermiş" sözünü doğrular niteliktedir.

Yetenekli olduklarına inanan liderler arasında yüksek başarı gösterenler de vardır. Örneğin Chrysler'i iflastan kurtaran Lee Iacocca veya SAS şirketini en dipten alıp zirveye çıkartan Ian Carlson gibi. Ancak bu kişiler elde ettikleri başarıdan sonra egolarını parlatmaya odaklanmışlar ve güçlerini artırmak için yaptıkları şirket satın almalarıyla, şirketlerini yeniden batma noktasına getirdikleri için yönetimden uzaklaştırılmışlardır.

Her türlü başarı, ortak bir çalışmanın ve her kademedeki katkının sonucudur. Oysa yeteneğe inanan liderler buna gerek duymazlar ve çevrelerinde uyumlu bir ekip çalışması iklimi yaratmak yerine, sözlerinden çıkarları nedeniyle çıkmayacak kişilerden oluşan dar bir grupla çalışırlar. Benzer şekilde Jeffrey Skilling de kendisi ile tartışan biri olduğunda onu "Bir …….. anlamamakla" suçlardı. Şirket batarken bile o, sebebin "kendisini sorgulayanlara verdiği cevapları anlayamayanlar" olduğunu düşünüyordu.

Yetenek efsanesi öncesi

Yetenek efsanesi ortaya çıkmadan önce de başarılı şirketler vardı. Jim Collins, iş dünyasıyla ilişkili olan hemen herkesin bildiği ve uzun yıllara ait verinin incelenmesine dayanan  "İyiden Mükemmel Şirkete" (From Good to Great) kitabında, mükemmel şirketleri iyilerden ayıran özellikleri sıralamıştır.

Bu şirketleri yönetenler büyük çoğunlukla şirketin içinden yetişen ve karizmatik olmayan alçakgönüllü liderler olup hırslarını kendi güçlerini artırmak için değil, şirketi geliştirmek için kullanırlar. En önemli ayırıcı özellik, moda olmadan çok önce bu şirketlerin değerlerle yönetildiği ve liderlerin tüm davranışları ve hayat tarzlarıyla, bu değerlerin örnek temsilcileri olmalarıdır.

Bu yazıdan yetenekli insanların, kibirli, kendini beğenmiş, ekip çalışması yapamayan, kolay yalan söyleyen insanlar olduğu sonucu çıkartmak doğru değildir. Bu yazı sadece, yeteneğe ve başarıya tapılan bir salgın ortamında,  T. Roosevelt'in dediği gibi "insanları zihin olarak eğitip ahlak olarak eğitmeden topluma çıkartmanın en büyük tehlikeyi doğurduğuna" dikkat çekmek amacını taşıyor.

Başarıya giden yolun kendisinin, başarı kadar önemli olduğunun, paranın satın alamadığı değerlerin varlığının konuşulduğu aile sofralarından yetişen yetenekler bu yazıda konu edilenlerden farklıdır. Hem profesyonel hayatta kurumlar için, hem de ülke için, vicdan gelişimine de önem verilerek yetiştirilen; her konuya ve soruna "bunun bana ne faydası var?" yerine "bunun topluma ne faydası var?" anlayışıyla bakacak olan gençlere her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

Bir kurumu sadece yeteneğin başarıya götüreceğine inanmak, pahalı transferlerin takımı şampiyon yapacağına inanmaktan farklı değildir. Türkiye'nin futbol kültüründe olduğu gibi, alt yapıya yatırım yapmaktansa, takımı kurtaracak bir hoca veya oyuncu peşinde koşulur. İş hayatında da başarıyı iyi okullardan dereceyle mezun olanları toplayarak ve onlara yüksek ücretler ödeyerek aramak, kestirme ancak hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir yoldur.

Sonuç

İş hayatında sürdürülebilir kurumsal başarı, çocukluklarından başlayarak sorumluluk almış, ailelerinin refahına değil, hayatına ortak olmuş, bulundukları noktaya gelmek için emek harcamış ve bedel ödemiş insanların bir araya gelmesiyle sağlanır. Bu insanlara öğrenme ve gelişmeye önem verilen bir ortam sunulur, görevlerinde sorumluluk ve işleri üzerinde kontrol imkanı verilir, elde ettikleri sonuçlarda başarı duygusu yaşatılır ve yaptıkları işi ve katkılarını anlamlı bulmaları sağlanırsa onlar da potansiyellerini hayata yansıtırlar. Ayrıca kurum liderinin böyle bir iklimle beraber sunacağı iyi arkadaşlık ve değerli olma duygusu, sıradan gibi gözüken insanların sıra dışı sonuçlar almasını sağlar. Ancak bu kilo vermek veya atletik bir bedene sahip olmak gibi emek ve zamana ihtiyaç gösteren zor ve zahmetli bir yoldur. Bu süreçte sabırlı olmak, başarısızlıkları doğal kabul edip ders çıkartmak ve daha iyisini yapmak için ortak akılla çözüm üretmek gerekir. Ve ne yazık ki, bu süreci tanımlayan "üç-beş adımda başarı" formülü veya Amerikan deyişinde olduğu gibi "sihirli kurşun" (magic bullet) yoktur.
 
 

Kurumsal Risk Yönetimi & Information Security

Kurumsal Risk Yönetimi 
Kurumsal risk yönetimi nedir?

Kurumsal risk yönetiminde hangi fonksiyonlar olmalıdır?

Riskler nasıl belirlenir? Kullanılacak metodolojiler nelerdir?

Finansal riskler nelerdir? Operasyonel riskler nelerdir?

Riskler nasıl ölçülür? Risk modelleri nelerdir? 

Riske maruz değer nedir? Beklenen kayıp nedir? Beklenmeyen kayıp nedir?

Information Security
Are you the weakest link in information security chain?

What information security management system is and why do you need it?

What is  holistic approach to information security?

Do you know where is your (unstructured) data and who has access to it?
Kurumsal Risk Yönetimi
Kurumsal Risk Yönetiminin Temel Bileşenleri
Risklerin Belirlenmesi
Risklerin Ölçülmesi
Risklerin Yönetilmesi

External and internal threats to information systems
Information security management
Balancing logical and technological controls when addressing information security risks
Advanced persistent threat
Identity and access governance/management
 
 

Senaryosu tamamen yapay zeka tarafından yazılan ilk kısa filmi izleyin

Yapay zeka için yaratıcılık, insanlarla birlikte yaşayacaklarını varsayan senaryoda, oldukça kritik bir eşik. Bu alanda resim yapıp, müzik besteleyerek her gün yeni bir ilerleme kaydeden makineler bu kez sinemaya el attılar. Açılışı Sunspring adından bir kısa filmle yapılan deneme, senaryosu yapay zeka tarafından yazılmış bilinen ilk kısa film olma özelliğinde.

Ars Technica aracılığıyla internetten izleyicileriyle buluşan filmin başrolünde Silicon Valley dizisinden tanıdığımız Thomas Middleditch var. Daha önce herhangi bir yapay zeka botundan aforizmalar duymadıysanız, filmi izlemeden önce kendinizi buna aşina etmeniz faydalı olabilir. Zira filmin diyalogları yeni başlayanlar için takip etmesi zor olabilir.

Sunspring, bir bilim kurgu filmi olarak sınıflandırılıyor; aktörlerin diyalogları, giysileri ve ortama bakarak bunu söylemek mümkün. Ancak asıl sebep, filmin senaristi olan yazılımın 80 ve 90'lara ait bilim kurgularla büyümüş/ eğitilmiş olması. Benjamin adı verilen yazılımın geliştiricisi New York Üniversitesi'nde Yapay Zeka araştırmaları yapan Ross Godwin. Filmin yönetmeni Oscar Sharp ile birlikte senaryo yazabilen makineler fikri üzerinde çalışan ikili, sorunu Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM) adı verilen bir nöral ağ geliştirerek bu seviyeye gelmiş.

Ortaya çıkan senaryonun filmleştirilmesinin düşünüldüğü kadar kolay olmadığı notlar arasında. Zira Sharp, Benjamin'in senaryosunda karakterin yıldızlarda ayakta dururken aynı zamanda yerde oturduğunu belirten anlaşılmaz ifadeler olduğunu söylüyor. Film ekibinin ilk okuduğunda çokça güldüğü senaryoyu yeniden yorumlaması gerektiğini de belirtiyor Sharp. Senaryoyu insanlara tercüme etme kaygısıyla aktörlere çok iş düştüğünü tahmin etmek zor değil. Ancak uzun yıllar sonra makinelerin kendi aralarında sadece birbirleri için, birirlerinin anlayabilecekleri filmler yapabileceklerini düşünmek de mümkün.

Hayatta kalma mücadelemiz için hangisi daha tehlikeli: Yapay zeka mı, insanlık mı?

İnsanlığın şu anda sahip olduğu teknoloji, hiç olmadığı kadar ileride ve hızla ilerlemeye devam ediyor. Peki insanlığın geleceği için gerçek tehdit nedir?
Yapay Zeka Devri!

Yapay zeka bir çok farklı alanda ilgi odağı olarak gerçekten popüler bir dönemden geçiyor. Bu ilgiden en büyük faydayı Hollywood sağlamış gibi görünüyor. Blade Runner, Ex Machina, 2001: A Space Odyssey ve daha bir çok farklı film yapay zekayı kullanarak çok iyi paralar kazandı.

Hollywood bu tür konulara genelde distopik bir şekilde yaklaşsa da yapay zekaya ilgisi olan kişilerin ilgisini engellemeyi başaramadı ve hatta ilgi artarak devam ediyor. Filmlerde yapılanları gerçeğe dönüştürmeye çalışan gençler hızla artıyor.

Yapay zekaya olan ilginin tek nedeni Hollywood değil tabi ki. Önde gelen isimler ve fikir liderlerinin yaptıkları açıklamalar da bu ilgiyi artıran bir diğer etmen. Stephen Hawking'in süper bilgisayarların insan ırkının sonunu getireceğinden endişeli olması önemli bir etken. Elon Musk'ın yapay zekayı faydalanabilir kılmak için 10 milyon dolarlık bağışı da bir diğer etken. Dünyanın önde gelen yapay zeka uzmanları da birleşerek yapay zekayı insanlığın yararına kullanılacak şekilde geliştireceklerini belirttikleri bir bildiri yayınlamaları da bu gençlerin ilgisini bu alana çekmeyi başardı.

Yapay zekaya olan ilginin üçüncü nedeni ise şu anda kullandığımız makinelerin bile ne kadar ileri görüşlü olduğunu görmemiz. Stephen Hawking'in nöronlarındaki hastalık yüzünden iletişim problemleri yaşamasına rağmen şu anda kullandığı bilgisayar ve yazılım sayesinde iletişimi oldukça ileri seviyede çünkü kullandığı yazılımı artık ne yazacağını önceden tahmin edebiliyor. Bu gelişmelerin ne kadar kısa sürede olduğunu düşünsenize.

Sonuç olarak bilgisayarlarımız giderek çok daha iyi ve çok daha güçlü hale geliyorlar. Özellikle teknoloji devi ülkelerde şu anda duymadığımız kadar güçlü bilgisayarlar kullanıyorlar. Bu daha güçlü bilgisayarlar çok daha karmaşık algoritmalarla beraber çok daha fazla veriye erişme imkanına sahip ve dünyamızı dört bir yandan saran sensörler sayesinde her anımıza erişebilme fırsatına sahipler. İnternetin getirdikleri ise zaten tarihin bilinen en eski dönemlerinden günümüze kadar olan şeylere cevap niteliğinde. Üstelik tek taraflı bir bakış açısıyla da olmak zorunda değil. Karşıt görüşleri tarayıp en makul sonuca ulaşarak karar verebilir yapay zekalar.

Yapay zeka çalışmaları suistimal edilmiyor mu? Evet, ediliyor üstelik bu suistimal edenler çok uzağımızda değil. Bizlere yüzyıllardır ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz sanal asistanlarımızı verenler bu teknolojiyi suistimal edenler. Öğrenen ve anlayan yapay zeka uygulamaları geliştiren firmalar bu teknolojiyi uzun vadede bireysel çıkarları için kullanmayı planlıyorlar ve tabi ki yapacaklar. Bu tür asistanlarla konuşmak şimdilik kabul edilebilir olarak görülüyor. Hatta gurur kaynağı olarak kullanılıyorlar. Sadece asistanlar da değil, telefonunda yüz tanıma sistemi bulunmasını kim istemez ki? Ya da tüm fotoğraflarını yüzleri tanıyarak hızlıca otomatik bir şekilde gruplayan bir uygulamaya hangimiz hayır diyoruz?

Gerçekten korkulacak bir şey var mı?

Satranç ustası Kasparov 90'larda bilgisayar tarafından yenildiğinde Deep Blue yapay zeka yazılımı artık Kasparov'u onun aklını okuduğuna ikna etmişti. Birbirinden farklı açılış hamleleri ile beraber milyonlarca hamleyi analiz ederek adımlarını atan Deep Blue devasa bir hamle veritabanına sahipti yani.

İlerleyen dönemlerde bu yeteneğini tam anlamıyla bir diğer yapay zeka olan Jeopardy'e aktaramadı. Burada yapay zekalar arası kesintisiz ve sorunsuz bilgi aktarımı sorunu ortaya çıktı. Şu anda en büyük problemlerden biri kendi farkına varan bir yapay zeka üretmek ve bir diğer yapay zeka arasında bilgi paylaşımını sıfır problemlele yapabilmek. Uzmanlar bunu nasıl yapacaklarına dair bir fikir sahibi değiller! Şimdilik…

"Şu anda yapay zekaların yeteneklerinin kısıtlanması gerektiğini düşünmüyorum" diyor Yapay Zeka Profesörü Nigel Shadbolt. İncelediğim ve katıldığım bir çok yapay zeka araştırması oldukça verimli şekilde ilerliyor. Geliştirdiğimiz yapay zekalar süper-insan moduna ulaşmaya oldukça yakın ve bir çok insani görevi bir kaç saatlik eğitim sonunda kusursuz olarak yerine getirebiliyorlar. Tüm bunlara rağmen henüz hiç bir yapay zeka yazılımı kendi farkında olmadı yani kendini keşfetmedi. Üstelik insanların gereksiz olduğunu da düşünmedi. Tam da bu nedenle tehdit her zaman olduğu gibi biziz, bizim doğal aptallığımız.

Yapay Zeka Profesörü Nigel Shadbolt yapay zekaların aksine insanlığı tehdit eden şeyin "biz" olduğunu düşünüyor. Aslına bakarsanız Hollywood filmlerindeki yapay zekalar da tam olarak kendisi gibi düşünüyor ve insanlığı, dünyayı yok edecek varlık olarak görüp genelde yok etmeye çalışıyor. (Bunu bazen de uzaylılar yapıyor.) Her ne kadar durum böyle olsa da Shadbolt, kendini keşfeden yapay zekaları uzun bir süre daha beyaz perdeden başka bir yerde göremeyeceğimizi iddia ediyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Sizce de asıl tehdit biz miyiz?